Arda Ege Erdoğan

22.03.2005 günü sabahı neredeyse güneşle birlikte doğuvermişim. Annem Ebru, babam Armağan'ın asıl güneşi de benim zaten. Günümün çoğunu babanem ve dedemle geçiriyorum, şikayetim yok. Bir sitem vardı, bir de blogum oldu..Hoşgeldiniz...

Tuesday, January 17, 2012

2009 bitiyor...

31.12.2009
Sabah biz kalkıyoruz, onu daha sonra kaldırıyoruz ne kadar uyusa fayda.. Bu sabah biz daha giyinirken gayet neşeli, sevimli haliyle odaya girdi “ben geldiimm” dedi. Ay bayıldık.. sivri çenesi iyice sivrilmiş, ağız üçgen şeklinde, gözler şiş ve kısık çok şekerdi :)

23.12.2009
Kuzum hasta oldu gene.. Perşembe-Cuma gidemedi okula...Cumartesi iyi dedik keyfi yerine gelsin diye uzun zamandır gitmediğimiz elit ve jokere gidelim dedik. Önce keyiflendiyse de zorla çıkardık evden, elit i istemedi, kapıya kadar gelmişken jokere gittik. Orada da pek keyifsizdi eve gidelim dedi durdu. Nitekim ertesi gün aşırı keyifsizlendi, okul sendromu dedim inanmadım ama çocum kulağım ağrıyo diye ağlamaya başlayınca işin ciddi olduğunu gördüm. Pazar Pazar hemen antibiyotiğe başlattı Mete amcamız. Kulak ağrısıyla kucağımda uyuyakaldı minik kuşum ağrıkesicinin de etkisiyle.
Bu hafta yerli malı haftası kutlanacakmış. Salı günü için fındık istediler Arda’cımdan. “ben fındık yemek zorunda mıyım” diye sordu o gün J “değilsin annecim ama sevdiklerinden ye” dedim ben de. Dün akşam sayıyor:
“mercimek köftesini, sarmayı kendi başıma yiyemediğim için, ıslak keki sevmediğim için sadece poğaça yedim”
Meyve ve çerezi bugün yiyeceklermiş.
“çerez yiyemem ben, muzu da kendim yiyemiyorum, elma yerim sadece” diyor bana.
Geldiler tabi bana gelenler...
“arda muzu nasıl yiyemiyorsun ya” diye kızdım.. yiyemiyormuş. Ama ertesi gün öğreniyorum ki çeyrek muzun az bir kısmını bırakmış geri kalanı yemiş.

Haftasonu incileri:
“bin milyon diye bir sayı var mı?”
(Bu çocuk bu basit soruyu niye sordu ki)
“yok annecim, 999 milyondan sonra 1 milyar gelir”
“yaaaa 999 milyondan sonra 999 milyon 1 gelir”
Çok güldüm tabi.. aynı tongaya babasını da bastırdık sonra J
bu basit sorudan sonra gitti oyun kartlarından “neptün” gezegeninin kartını buldu deşeleyip kartların arasında..
“e burda niye o zaman 7 475 milyon yazıyor” demesin mi?
“ardacım bazen öyle yazıyorlar yanlış yazıyorlar ama böyle yazılıyor” diye açıklama yaptım J
“dedenin şekeri var annecim ona küçük elma verelim”
“ya küçük elmada çok şeker varsa??”
Tv de cam çocukları görüp etkilenince babanesi ve daha çok ben vaaz veriyoruz:
“ençok yoğurt, peynir ve sütte kalsiyum var..”
Çerezlere de alışsın istiyoruz ya ekliyorum..
“başkaa ceviz, fındık, fıstık, badem de çok yersen kemiklerin çok sağlam olur hiçbirşey olmaz”
“ya insan ölene kadar onlardan hiiç yemezse??”

Wc de ben el yıkarken o da malum işini yapıp pantolonunu toplarkenki muhabbetimiz:
414*4 = 1664 mü eder yaa??
Ay gene başladın, bilmiyorum arda..(ama bende şüphe... önceden hesap makinasında yapmıstır simdi söylüyodur diyorum.. ve dayanamıyorum)
İyi peki o zaman 415*4 kaç eder?
Hmmm... Bin altı yüüzzzz atmış eder...
İyi kolaydı tabi o da o zaman 412*4 ü sorayım...
Yaaa.. deyip gülüyor...Binaltıyüüzzz kırk sekiz eder...o arada pantolon ancak kalkmış oluyor...
Ooyyyyy napıcaz seninle deyip konuyu kapatıyorum....




09.12.2009
Dün iyidi çok şükür, gözyaşı muhabbeti olmadı denebilir.
Yatınca nerden aklımıza geldiyse bu sene doğum gününe kaç gün kaldığını hesapladı.
22 + şubat 28 çekiyor 28 orası 50 eder + 31 = 81 ediyor dedi..öyle mi bilmem...
Aralıkdan da yılbaşına 23 gün kalmış(bu da 31-8 sanırım)
Doğumgünüme 104 gün kalmış dedi..



Sevdikleri,yedikleri:
Mandalin, portakal suyu, havuç, kek, zoraki muz, şeftali, kayısı, çilek, kiraz, bamya, ıspanak, karnıbahar, kereviz, köfte, pilav, makarna, poğaça, süt, labne, bal, pekmez, gevrek, meyvesuyu,

Sevmedikleri köşe bucak kaçtıkları:
Çok fazla J
mandalin, portakal, kavun,
Ceviz, bilimum çerez, zeytin, sucuk, salam, sosis, üzüm, çikolata, şeker, dondurma, puding, helva, bilimum tatlı, pasta, ayran, kuru yemiş.


07.12.2009
Ctesi Armağan çalışacağı için biz Cumadan oğluşumla bindik otobüse gittik Akhisar’a. Yol boyunca muhabbet ettik, tabi daha çok sayısal konuştuk. Öndeki amca inerken kaç yaşında olduğunu ve sayıları nereden öğrendiğini sordu. “söylemicem” dedi bizimki şımarık haliyle...
Cumartesi hava çok güzeldi. Bulutlu ama durgun ve ılık.. Dışarı çıkmak istedi canım. Sordum bizimkine.. “isteriiim” dedi hevesle.. çıktık ekmek almaya gittik, sonra fidanlık istedi oraya çıkıp toprakları bitkileri inceledik. Sonra da park tabi ki. Yürüyerek parka gittik. Kayamadı ama pis diye kaydıraklar. Yol boyunca konuştuk, muhabbet ettik. Çok keyifliydi, bazı bazı hayalini kurduğum yaşamdan bir parça gibi idi. Evde sürekli oğluşunla başbaşa, gezerek, gezerken muhabbet ederek geçen bir ömür. Dünyanda daha doğrusu kafanı kurcalayanların eşin, çocuğun ve ailenden başka kimsenin olmadığı. Gerisinin boş ve sadece sen ihtiyaç duyduğunda olduğu...
Öyle güzel ki o yaştaki çocukla sohbet etmek.. Horozdan bahsetmiştik daha önce. Akhisar’a gidince bir yerde öterse söylerim sana demiştim. Parka giderken bir evin bahçesinden horoz öttü. “bak arda bu horoz işte” dedim. Anında cevap “bu öğlen uykusundan uyandırmak için ötüyor heralde” dedi. Ben ona sabahları uyandırmak için öter demişim demekk ki. Saat itibariyle öğlen uykusu olduğu mantığını yürüttü demek ki... J
Öğle yemeğinden sonra gene çıktık dışarı. Taşlarla oynadık ceviz kırdık ben yedim tabi ki o ağzına sürer mi hiç.. sek-sek çizdim ona biraz denedi sonlara doğru iyi yapmaya başladı ama.. taş topladık, yıkadık, akşamında ona 40 taşı ve 5 taş oyunlarını gösterdim. 40 taşı o da oynadı. Azcık oynatıyor diğer taşı ben görmemiş gibi yapıyorum ama o anında kafasını kaldırıp gözlerime bakıyor ne diycem diye. Çaktırmıyorum çoğu zaman o bakınca bazen de “azcık oynadı taş ama neyse” diyorum filan... 5 taşı daha çok sevdi, ama beceremiyor tabi. Bri eliyle taşı atıp , diğeriyle yerdekini almaya çalışıyor. Sonra çok güzel taş ve bilyelerle oyun uydurdu kendince. Bana anlatıyor. “bak bunu böyle koyuyorsun, sona bunu böyle yapıyorsun, bu böyle oynanıyor” diyor filan...çok tatlıydı ya J
Cuma gecesi birlikte yatıp uyuduk, uyumaya çalıştım daha doğrusu tekmeledi durdu.
Gene de beraber uyumak süper canımla.

Dün gece evde yanına yatmamı istedi, “arda senden önce uyucam çok uykum geldi” dedim. Kolunu attı boynuma, “piş piş piş pişşş” dedi. Benim ona halaa yaptığım gibi.. J

Haftasonu gayet iyidi. Dün akşam 21.00’den sonra yatma muhabbetlerimiz başlayınca aniden çene titreyip gözler kızarmaya başladı “okulda gözyaşı gelmemesi” konusu açılıverdi. Konuştum konuştum hiç susmadan birşeylerden bahsettim ağlamaması için. Biliyorum çocukça takıntı ama içim eriyor ağlamasına, üzgün olmasına. Yatınca da sohbet ettik biraz. Bir ara kafasını kaldırıp, sağ eliyle sol elindeki parmaklarını kapatıp saymaya başladı. “ohooo, ilkokul var, lise var, askerlik var, üniversite var, iş var..işe kaç yaşında giriliyor?” diye sordu. Aynen babamın haftasonu Arda’yı telkin için okulları sayma şeklini yaptı. Parmaklarıyla.. askerlik de ondan kalma zaten belli ki...biz hiç bahsetmeyiz çünkü askerlikten... “ben 21 yaşında girmiştim işe” dedim. “babam?” dedi..”o da 23-24 yaşında heralde” dedim.. “ben en iyisi 22 yaşında işe gireyim” dedi. Mesleklerden de bahsettik sonra. Ben hepsini bulamadım o buldu bir kısmını. “kamyon şöförü, pazarcı” gibi gibi meslekler buldu bana..aferin dedim.. düşünüp bulmadı süper...


03.12.2009
“Okulda bi daha gözyaşlarımın gelmemesi için birşey yapar mısın lütfeenn?” dedi dün akşam birkaç kez.. gözleri yaşlanarak ve dudağı, sesi titreyerek...gözleri de hemencecik kızarıyor zaten ...içim eridi. Bir de babanesi, dedesi odada otururken ben de mutfakta tek başıma yemek yerken geldi yanıma.. benimle yalnızken mi konuşmak istedi bilmiyorum... bıraktım tabakları masada.. Sarıldım, “nasıl yapayım annecim” dedim. Telkin edici birşeyler söyledim durdum. “bilmiyorum, öğretmenimle konuş ya da gözlerimi sil bir daha hiç yaş gelmesin” diyor. İnsan çocuğu için herşeyi yapar.. elimden ne gelse de yapsam seni ağlatmamayı başarsam diye içim eridi, sarıldım. Yapacak birşey gelmedi başka aklıma...canım benim...

01.12.2009
Bayram bittii, tatil bittii.. çok güzel geçti tatilimiz. Beklenti içinde olmayınca mı ne çok daha mutlu ayrılıyoruz tatillerden. Bayramın 1.günü yani Cuma evden çıkış anımıza kadar valize konacaklar değişti durdu, ya üşürsek vs diye. Öğlen ardaya birşeyler yedirir yedirmez evde niye beklicez hadi çıkalım dedik çıktık saat 13.00 gibi, izmirdekilerle bayramlaşıp. Otele vardığımızda bizden başka kimse yok gibi düşündük. Issız, sessiz, müzik bile olmayan, şık ama terkedilmiş bir otel. Odamız sıcak ve ferahtır umarız diyerek çıktık 5.katımıza. Oda süper, büyük, ve acaip sıcak, manzara güzel. Ama aşırı sakin. Yemekler güzel midir ki? Akşam yemeğe indiğimizde birkaç insan yüzü gördük. Yemek çeşitleri oldukça az ama çok lezzetli ve kaliteli malzemeler. Baktık ki, 40-50 kişi varız otelde iyi bari dedik. Kahvaltı da çok güzeldi. 2 gece mi kalırız dedik, 3 gece yapalım dedik. Zaten Tevfik herşeyi düşünmüş 3 gece ayarlamış, iyi de yapmış. Gündüzleri kuşadası merkeze çıktık, oğlum çok memnun kaldı durumdan. Gayet kompleks bir kaydırak bulduk, bol bol kaydı. Yalnız 2.gün ödüm patladı, Armağan bizden ayrıldığı bir anda Arda’dan gözümü ayırmıştım ve sonra bana çok uzun gelen ama topu topu 1 dakikalık bir anda göremedim canımı. Ödüm patladı, meğer kaydırağın farklı yönlerinden dolaşmışız o beni arıyormuş su içmek için, ben de onu. İlk geldiğimiz yöne doğru bakıyordu onu gördüğümde çok ama çok korktum ya o yöne doğru gitseydi, o kadar kalabalıktı ki, ilk olarak o yöne gitmek aklıma hiç gelmezdi. Gece uyuyacağım sırada aklıma geldikçe gözlerim açıldı, ya bulamasaydım biraz daha ya gitseydi, ya ya ya dedim durdum hala aklıma geldikçe içinden çıkılamaz bir baş ağrısı kaplıyor başımı. Allahım çok şükür kötü şeyler olmadı.
Kahvaltı sonrası otelin açık alanlarını dolaştık, deniz kıyısına indik. Hava öyle güzeldi ki, sadece armağan kısa kollu tişörte sahip olmanın şansını yaşayabildi, biz oğluşumla tek kat uzun kollularla dolaşmak zorunda kaldık artık. Limanda oturduk 2.gün. Arda çok mutlu oldu, çok eğlendi ya benim için de herşey beklediğimden çok çok güzeldi gerçi, harika bir tatildi çok şükür... Arda kendiliğinden kendi çabalarıyla ve isteğiyle arkadaş edindi kendine.. İrem le zevk aldıkları şeyler çok uyuşmasa da gidip tanıştı. Oynadılar bir süre. Onlara yakın oturmak istedi hatta lobide, kalktık yerimizi değiştirdik. Asıl sonra gidip Kendisinden 2-2.5 yaş büyük Mehmet Vecdi(bu 2.adını bir türlü tam ezberleyemedik ama vedi mi neydi dedi durdu) ve Orçunla tanışması kendisini onlara kabul ettirmesi zor oldu epey ama başardı. Her oyunlarında Arda’yı da çağırdılar, kapalı havuz dahil... J
(Bugünler itibariyle, 10-100 trilyon değerleri okuyabiliyor; 14-15 basamaklı)

0 Comments:

Post a Comment

Subscribe to Post Comments [Atom]

<< Home